Çölde 7 Gün
Dernek

Çölde 7 Gün

Aralık ayı, sahra çölünün en serin olduğu günler… Öğle saatlerinde dereceler 35-40’ı buluyor. Türkiye'de yaz aylarında dışarı çıkmaya çekindiğimiz dereceler… Güneşten ve sıcaklardan korunmak için güneş gözlükleri, kremler kullanıyoruz ve bu sıcaklarda en büyük yardımcımız soğuk su. 


Gün içinde içtiğimiz sular 4, 5 litreyi buluyor. Zaman zaman soğuk su bile hararetimizi almakta yeterli olmuyor. Biz bagajımızda soğuk su olduğunu bilmenin rahatlığıyla yollara düşüyoruz.



Çad’ın sınırları çoğunlukla Sahra çölüne uzanıyor. Başkent Encemine’den uzaklaştıkça yollar yerini tekerlek izlerine bırakıyor. Köyler birbirine oldukça uzak. Böyle yollarda her gün kilometrelerce mesafe gidiyoruz. 


Arabanın içinde gittiğimiz için biz bu uzaklığı içselleştiremiyoruz. Ama gittiğimiz köylerin çoğunda su kuyusu yok ve suyu civar köylerden ya da yüzey sularından temin ediyorlar. Sıcak havalarda her gün uzun su yolculuklarına çıkıyorlar. 



Yanımızdan sarı bidonlarla kervanlar geçiyor, kadınlar ekinleri dövüp un çıkarıyor. Bu zorlu işlerin içinde bizi gören çocuklar el sallıyor. Kerpiçten evlerin olduğu köylere yaklaştıkça sanki sadece mekanda değil zamanda yolculuk yapıyoruz.


Hayatımızda yokluğunu düşünemeyeceğimiz bir şeyin, suyun, köye gelmesi kutlanıyor. Her yerde ve her an ihtiyaç duyduğumuz suyun yokluğunda ne kadar değerli olduğunu tecrübe ederek öğreniyoruz ve su kupkuru toprağın arasından yükseldiğinde yüzlerin bir mucizeye şahit olur gibi neşelendiğini görüyoruz. 




“Bu neşe suya alıştıklarında biter mi?” “Ben suyu yeni bulmuş gibi her yudumda şükreder miyim?” “Alışır mıyız, her şeye alıştığımız gibi?” sorular aklımı kurcalıyor. 


Gölgelik akasya ağaçları dikenli olduğu için dallarında çocuklar oynayamıyor. Gölge düşen kum dikenli, çocuklar çıplak ayaklarıyla durmadan koşamıyor. Ağaçlar sulu meyveler ikram etmiyor. Topraktan yeşil filizler büyümüyor. 




Yokluğun arkasında gülen yüzler var, gülümsemekten kırışmış yanaklar… “Sabır” diyorum, “sabır bu yokluğun içinde cennetin anahtarı olmalı.” Sabır, insan nerede olursa olsun yaşama kuvveti olmalı. İster çölde yedi gün, ister bir ömür, buradaki sıkıntıların üzerini gölgeleyecek kadim bir ağacın dalı. 


Öğle saatlerinde gölgelik ağaçların altına hasır seriyoruz. Geldiğimizin haberi gibi dinlendiğimizin haberi de çabuk yayılıyor. Yakın bir köyden kapalı tepsilerde yemekler, termosta bol şekerli çay geliyor. 




Çölde yedi günde elliden fazla köyü ziyaret ediyoruz. Köyden her uzaklaştığımızda yolumuz bir daha başka bir köye çıkmayacak gibi hissediyoruz Öyle sessiz ve ıssız ki... Bir keçi arabanın önüne atlayıveriyor, kumların içinde bir devenin bizimle adeta selamlaştığını görüyoruz. Hepsi bir başka köyü haber veriyor. 


“Daha gidilecek köyler var demek ki” diyoruz. Yol burada bitmiş gibi görünse de daha göreceğimiz nice köy, çölde geçirilecek günler var. Gölgesinde dinleneceğimiz ağaçlar, sessizliğin ardından kavuşacağımız, müjdeli bir haber gibi karşılanacağımız yüzler var. 

- Hüseyin Bircan

(Bizden Anılar)

 


20-01-2021